Sözlük

çekirdek terimler

Vortikal Plastisite (VP)

VORTİKAL PLASTİSİTE

Vortical Plasticity

Bir organizasyonu (bir insanı, bir ilişkiyi, bir kolektifi) girdap topolojisi üzerinden kuran bir çerçeve. Merkezinde müphem bir çekirdek vardır; çevresinde tortul birikim, üç plastik kapasite ve yarı kararlılık yer alır. Eksiklikten değil, mevcudiyetten yola çıkar.

Bir insanı, bir ilişkiyi ya da bir topluluğu girdap gibi düşünmek: ortada boş ama güçlü bir merkez, çevresinde geçmişin birikimi ve hiç durmayan bir hareket. Bir insana neyin eksik olduğuyla değil, neyin var olduğuyla bakar: olan vardır. Biri karar veremiyorsa bu bir eksiklik değildir; kararsızlık, taşıdığı zenginliğin bir hâlidir.

DAHA FAZLA

Serinin birinci çerçevesi. Bir organizasyonu vorteks topolojisi üzerinden, yani bir girdap biçimi üzerinden kurar. Bu kurulumda müphem çekirdek, tortul birikim, üç plastik kapasite ve yarı kararlılık yer alır. Eksiklikten değil mevcudiyetten yola çıkar: "olan vardır" der.

bkz. müphem çekirdek

ilgili terimler: İktidar Plastisitesi (İP) · "olan vardır" · vorteks

müphem çekirdek

VORTİKAL PLASTİSİTE

ambiguous core

Vortikal topolojinin ontolojik merkezi. Merkez vardır ama boştur; bir makam değil, bir koşuldur. Hareketin en aza indiği, yeniden organizasyon potansiyelinin en yükseğe çıktığı yerdir.

Bir girdabı düşün: su çevrede hızla döner, ortası ise sakindir. Müphem çekirdek o sakin ortadır. Boştur ama bu boşluk bir eksiklik değildir; orada hiçbir şey henüz tek bir biçime bağlanmamıştır. Kimsenin oturduğu, her şeyi yöneten bir merkez de değildir; bir durumdur. Hareketin en az olduğu bu yer, hem en çok olasılığın hem en çok geçmişin buluştuğu yerdir. Bir insanın hayatında bu, "ne yapacağımı bilmiyorum" dediği andır. Dışarıdan bir duraklama gibi görünür, ama içeride her şey yeniden kurulmaya hazırdır.

DAHA FAZLA

Müphem çekirdek, vortikal topolojinin ontolojik merkezidir. Merkez vardır ama boştur; bir makam değil, bir koşuldur. Kinetik enerjinin en aza indiği bölge, yeniden organizasyon potansiyelinin en yükseğe çıktığı yerdir, yani en az hareket en çok potansiyeli taşır. Sistemin hem en belirsiz hem en tarihsel noktasıdır, çünkü maksimum potansiyel ile maksimum birikim burada kesişir, ve belirsizliği eksiklik olarak değil bilgi zenginliği olarak taşır.

ilgili terimler: Vortikal Plastisite (VP) · entropi dekorelasyonu · belirsizlik · üç plastik kapasite · Karmaşık iktidar · doldurmama ilkesi · kuşkuya kuşku · null-exist hipotezi · null · çeper · topoloji · rizom

entropi dekorelasyonu

VORTİKAL PLASTİSİTE

entropy decorrelation

Bilgisel belirsizlik ile termodinamik düzenin aynı anda var olması. Müphem çekirdekte Shannon entropisi en yüksek, termodinamik entropi düşüktür: düzen bilgiyi garanti etmez.

Bir şeyin hem düzenli hem belirsiz olabilmesi. Dışarıdan sakin ve toplu görünen bir hayat, içinde hâlâ sayısız olasılık taşıyabilir; düzenli görünmek, her şeyin bilindiği anlamına gelmez.

DAHA FAZLA

Bilgi bakımından belirsizlik ile termodinamik bakımından düzenin aynı anda var olması demek. Müphem çekirdekte Shannon entropisi en yüksek düzeydedir, termodinamik entropi ise düşüktür. VP'nin analitik zemininin kurucu önermesi budur: düzen bilgiyi garanti etmez. Belirsizlik de bir eksiklik sayılmaz, potansiyelin yoğunlaşmış halidir.

ilgili terimler: entropi · Shannon entropisi

belirsizlik

VORTİKAL PLASTİSİTE

ambiguity/indeterminacy

Giderilmesi gereken bir kusur değil, enformasyonun zenginliği. Tanımlamak, olası durumlardan birini seçip ötekileri dışarıda bırakmaktır; bu yüzden tanımlanmış olan, tanımlanmamış olandan her zaman azdır.

Belirsizliği çoğu zaman bir eksik gibi yaşarız: bilmiyorum, emin değilim, karar veremiyorum. VP'de belirsizlik giderilmesi gereken bir kusur değil, bir zenginliktir. Bir şeyi tanımladığımızda olasılıklardan birini seçip ötekileri bırakırız; tanımlanmamış olan her zaman daha fazlasını taşır. Adı konmamış bir ilişki hâlâ birçok şey olabilir. Belirsizlikte kalabilmek bu yüzden bir güçtür.

DAHA FAZLA

Vortikal Plastisite'de belirsizlik, giderilmesi gereken bir kusur sayılmaz; enformasyonun zenginliğidir. Bir şeyi tanımlamak, olası durumlardan birini seçip diğerlerini ortadan kaldırmak demektir. Bu yüzden bilgi enformasyonun bir alt kümesidir ve tanımlanmış olan, tanımlanmamış olandan her zaman daha azdır. Fiziksel kaydı Lorenz kaosuna değil, Heisenberg'in ontolojik belirlenemezliğine dayanır; yarı kararlılık üzerinde duran düzensiz bir süreklilik olarak görünür.

bkz. müphem çekirdek

ilgili terimler: Lorenz kaosu · enformasyon çökertmesi · bulanık arayüz · boşluk · negative capability · yarı kararlılık · negatif entropi · Shannon entropisi · belirlenemezlik

tortul birikim

VORTİKAL PLASTİSİTE

sedimentary accumulation

Geçmiş etkileşimlerin bıraktığı izlerden oluşan, şimdiki anda yeniden işlenen ve bu yüzden sürekli dönüşen malzeme. Kalıcıdır ama sabit değildir; yeniden anlamlandırmaya açıktır.

Yaşadığımız her şey bizde bir iz bırakır; izler üst üste biner, tortu gibi birikir. Ama bu tortu bir arşivde kilitli duran eski kayıtlara benzemez: her yeni anda yeniden işlenir, yeniden anlam kazanır. Çocuklukta yaşanmış bir an, yıllar sonra bambaşka bir anlamla geri gelebilir. Kalıcıdır ama sabit değildir.

DAHA FAZLA

Geçmiş etkileşimlerin bıraktığı izlerden oluşan bir malzemedir. Bu izler şimdiki anda yeniden işlenir ve malzeme bu yüzden sürekli dönüşür. Kalıcı olması, değişmeden sabit durması anlamına gelmez; yeniden anlamlandırmaya açık kalması anlamına gelir. Üstel nedensellik ve sarmal eşik terimleri bununla ilişkilidir.

bkz. üstel nedensellik · içkin pertürbasyon

ilgili terimler: Vortikal Plastisite (VP) · müphem çekirdek · edinim · helicity korunumu · içgörü · tortul benlik · özüt · stokastisite

üstel nedensellik

VORTİKAL PLASTİSİTE

exponential causality

Her turun, o ana kadar biriken tortul birikimin tamamını yeniden işlemesi. Doğrusal ya da toplamsal işleyişin karşıtıdır; matematiksel bir büyüme oranı anlatmaz.

Her yeni an geçmişin üstüne yalnız bir şey eklemez, birikmiş olanın hepsini yeniden işler. Bu yüzden değişim adımların toplamı gibi işlemez: küçük bir an, bütün geçmişi yeniden düzenleyebilir.

DAHA FAZLA

Üstel nedensellik, matematiksel bir büyüme oranı söylemiyor. Burada her tur, o zamana kadar biriken tortul birikimin tamamını yeniden işliyor. Yani her tur öncekilerin üstüne yalnızca bir şey eklemiyor, birikmiş olanın hepsini baştan işliyor. Bu yüzden doğrusal ya da toplamsal işleyişin karşıtı sayılıyor.

ilgili terimler: sarmal eşik · form oluş

içkin pertürbasyon

VORTİKAL PLASTİSİTE

immanent perturbation

Tortul birikimin içinden doğan sarsım. Her anlamlandırma geçmişi şimdide yeniden işler ve bu yeniden işleme bir sapma üretir; sapma, neyin kristalleşeceğinin olasılığını kaydırır. Normatif değildir.

Dışarıdan gelmeyen sarsıntı. Bir anıyı her hatırlayışımız onu biraz değiştirir; düşünmenin kendisi küçük bir kayma üretir. Bu kayma iyi ya da kötü değildir, yalnız yönü değiştirir.

DAHA FAZLA

Tortul birikimin içinden doğan sarsımdır, dışarıdan gelen bir şeyle ilgisi yoktur. Her anlamlandırma, tortul geçmişi şimdide yeniden işler ve bu yeniden işleme bir sapma üretir. Sapma, gelecekte neyin kristalleşeceğinin olasılık dağılımını kaydırır. Bu sapma iyi ya da kötü diye ölçülmez, normatif değildir. Sıradan pertürbasyondan farkı şudur: sarsımı dış bir uyarıcı getirmez, onu yeniden işlemenin kendisi üretir.

bkz. pertürbasyon

sarmal eşik

VORTİKAL PLASTİSİTE

spiral threshold

Geçişin tek bir kritik noktada değil, sarmal bir dinamikle gerçekleştiği eşik yapısı: eşiğin içinde eşikler. Form oluşla ilişkisi şudur: form oluş, form alma ve form verme ile aynı anda, sürekli ve üstel nedensellik içinde gerçekleşen bir oluş biçimidir; bu yüzden geçiş tek bir anda değil, sarmal olarak olur. Her dönüşte başlangıç noktası n değil, n+x'tir; x sabit değildir ve sıfır olamaz.

Bir değişim çoğu zaman tek bir anda olmaz. Aynı yere dönüp duruyor gibi görünürüz, ama dönüp geldiğimiz yer, ayrıldığımız yer değildir.

DAHA FAZLA

Sarmal eşik, geçişin tek bir kritik noktada olup bitmediği bir eşik yapısıdır. Geçiş, sarmal bir dinamikle işler. Bunu kısaca "eşiğin içinde eşikler" diye söyleyebiliriz. Form oluşla ilişkisi şudur: form oluş, form alma ve form verme ile aynı anda, sürekli ve üstel nedensellik içinde gerçekleşen bir oluş biçimidir; bu yüzden geçiş tek bir anda değil, sarmal olarak olur. Her dönüşte başlangıç noktası n değil, n+x'tir; x sabit değildir ve sıfır olamaz.

ilgili terimler: fraktal eşik · negatif (form negatifi) · Granovetter eşik modeli

üç plastik kapasite

VORTİKAL PLASTİSİTE

three plastic capacities

Bir organizasyonun vortikal hareketteki üç biçimlenme kapasitesi: müphem çekirdekten dışa doğru form verme, dıştan içe doğru form alma ve formun her an yeniden oluştuğu form oluş. Üçü ayrı evreler değildir; aynı anda ve sürekli işler.

Bir girdapta hareket iki yöne birden akar: içimizden dışarıya biçim veririz, dışarıdan içimize biçim alırız. Bu ikisi olurken biçimimiz de her an yeniden oluşur. Biri bitip öteki başlamaz; üçü birlikte olur.

DAHA FAZLA

Bir organizasyonun vortikal hareketteki üç biçimlenme kapasitesi: müphem çekirdekten dışa doğru form verme, dıştan içe doğru form alma ve formun her an yeniden oluştuğu form oluş. Üçü ayrı evreler değildir; aynı anda ve sürekli işler. Üç plastik kapasite üç şeyden oluşur: form alma, form verme ve form oluş.

ilgili terimler: Vortikal Plastisite (VP) · plastisite

form alma

VORTİKAL PLASTİSİTE

form-receiving

Bir organizasyonun dışarıdan gelen etkiyle biçimlenebilme kapasitesi; hazır ve değişmez bir yapı olmadığını, dış etkiye açık olduğunu anlatır.

Dışarıdan gelen bir etkiyle biçimlenebilmek. Hazır ve değişmez değiliz; bir karşılaşma, bir söz, bir yer bize biçim verebilir.

DAHA FAZLA

Bir organizasyonun dışarıdan gelen etkiyle biçimlenebilme kapasitesidir. Yani organizasyon hazır, değişmez bir yapı olarak durmaz; dış etki ona biçim verebilir. Terim, bu biçimlenmeye açık olma halini anlatır.

bkz. üç plastik kapasite

ilgili terimler: form verme

form verme

VORTİKAL PLASTİSİTE

form-giving

Bir organizasyonun müphem çekirdekten dışa doğru, çevresine kendi biçimini verebilme kapasitesi. Form alma ve form oluşla birlikte işler; yalnız form veren bir iktidar, biçimini dayatmaya dönüşür.

Kendi biçimimizi dünyaya taşıyabilmek: bir fikri söylemek, bir yeri düzenlemek, bir ilişkiye kendi rengimizi katmak. Ama yalnız biçim veren, hiç biçim almayan biri başkalarına kendi biçimini dayatmaya başlar.

DAHA FAZLA

Bir organizasyonun çevresine kendi biçimini dayatabilme gücüdür. Çevre organizasyona uyum sağlamaz, organizasyon çevreyi kendi biçimine sokar. Yalnızca form veren iktidar faşizmin aygıtını devralır.

ilgili terimler: atama

form oluş

VORTİKAL PLASTİSİTE

form-becoming

Her etkileşim turunda fraktal eşikte işleyen, form alma ve form verme ile aynı anda, sürekli ve üstel nedensellik içinde gerçekleşen oluş biçimi. Nadir ya da felaket gibi bir eşik geçişi değildir; her an olur.

Biçimimizin her an yeniden oluşması. Büyük kırılma anlarını beklemez; her konuşmada, her karşılaşmada biraz yeniden oluşuruz.

DAHA FAZLA

Her etkileşim turunda fraktal eşikte işleyen bir süreçtir. Form alma ve form verme, o anda üstel biçimde olur. Nadir ya da felaket gibi bir eşik geçişi değildir.

bkz. sarmal eşik

ilgili terimler: üç plastik kapasite · form verme · deformasyon repertuarı · plastisite

fraktal eşik

VORTİKAL PLASTİSİTE

Eşiğin her ölçekte kendine benzer biçimde yinelendiği yapı: her eşik, içinde aynı yapıda daha küçük eşikler taşır; eşiğin içinde eşik. Form oluş bu eşikte işler; tek bir turdaki geçiş, bütün sürecin yapısını küçük ölçekte yineler. Sarmal eşik geçişin nasıl hareket ettiğini, fraktal eşik nasıl yinelendiğini anlatır. Kadim karşılığı Zümrüt Tablet'teki cümledir: "Quod est inferius est sicut quod est superius, et quod est superius est sicut quod est inferius, ad perpetranda miracula rei unius." (Aşağıdaki yukarıdaki gibidir, yukarıdaki aşağıdaki gibidir; tek bir şeyin mucizelerini gerçekleştirmek için.)

Bir eğreltiotunun yaprağına bak: her küçük yaprakçık, bütün yaprağın küçük bir kopyasıdır. Fraktal eşik de böyledir: hayattaki büyük bir geçiş, içinde aynı biçimde küçük geçişler taşır. Bir günün içindeki küçük bir karar, bütün bir dönemin değişimini küçük ölçekte yineler.

ilgili terimler: fraktal

İktidar Plastisitesi (İP)

İKTİDAR PLASTİSİTESİ

Power Plasticity

Serinin ikinci çerçevesi. Sosyal davranıştaki iktidar konumlarını, ihtiyaç ile arzu arasındaki ilişkiyi okur ve haritalandırır. Zemini ve aksiyomları VP'den bağımsızdır; analiz araçlarını VP'den ödünç alır.

İktidar yalnız devletlerde ya da patronlarda değildir; bir aile sofrasında, bir arkadaşlıkta, kendi içimizde de dolaşır. İktidar Plastisitesi bu dolaşımı okur: kim kime ne veriyor, kim neye onay veriyor.

DAHA FAZLA

İktidar Plastisitesi, serideki ikinci çerçeve. Kendi zemini var; aksiyomları Vortikal Plastisite'den bağımsız. Ama analiz yaparken Vortikal Plastisite'nin araçlarını ödünç alıyor, yani iki çerçeve zemini ayrı, aracı ortak.

bkz. Vortikal Plastisite · dört kanal

ilgili terimler: onam · homoloji (yapısal homoloji) · ontoid

Makul iktidar

İKTİDAR PLASTİSİTESİ

reasonable power

İhtiyaçla ilişkilenen iktidar formu. Merhamet paradigmasında karşılıklılık ve ayıklama ilkesiyle işler; ihtiyacın giderimine yönelik arzu vektörel ilerler, özgeci gerilim her zaman vardır ve kayıt tutulur. Negatifi utançtır.

İhtiyaca bakan güç. Birine yardım ederiz ama sınırımız vardır: herkese her şeyi veremeyiz, ayıklarız, karşılık bekleriz ve bunun kaydını tutarız. Vermek ile korumak arasındaki bu gerilim hiç kaybolmaz.

DAHA FAZLA

Özgecilik ile merhamet arasındaki gerilimde duran bir iktidar biçimi. Özgecilikte israf, karşılıklılık ve ayıklama olmadan da var olur; makul iktidarda ise ontolojik limit yüzünden karşılıklılık ve ayıklama gerekir. Bu da akışı belirli bir sistem elemanına yöneltir ve o elemandan geri akış olasılığını açık bırakır. İhtiyacın giderilmesine yönelik arzu vektörel ilerler, özgeci gerilim hep durur ve kayıt tutulur. Zemini yönsüz dépense'tır, akıl-tabanlı müzakere değildir; negatifi utançtır.

bkz. Makbul iktidar · Karmaşık iktidar

ilgili terimler: ihtiyaç · duygu paradigmaları · Makul negatif · dépense

özgecilik

İKTİDAR PLASTİSİTESİ

Gücün ayıklamaksızın ve karşılık beklemeksizin sisteme akması. İsraf, karşılıklılık ve ayıklama olmadan da var olur.

Hesapsız vermek: kime, ne kadar ve karşılığında ne alacağını düşünmeden. Makul iktidarda bu akış sınırlanır; özgeci gerilim, hesapsız verme ile sınır koyma arasındaki çekiştir.

ilgili terimler: dépense

Makbul iktidar

İKTİDAR PLASTİSİTESİ

acceptable power

Arzuyla ilişkilenen, karmaşık öfkenin temsiliyetindeki iktidar konumu. Öfke hiçbir zaman tek başına olmadığından karmaşık öfkedir; haset, hayal kırıklığı, tiksinti ve utanç-suçluluk paradigmalarıyla ilişkilidir. Konumun sürekliliğini merkeze alır; arzu denetimi ve karşılıklılık kaydı üzerinde örgütlenir. Plastisitesi en düşük konfigürasyondur. Negatifi tiksintidir.

Konumunu korumaya odaklanan güç. Arzuyu denetler, kimin neyi hak ettiğinin hesabını tutar, değişime direnir; "bu kimin arzusu?" sorusunu bastırır. İçinde yalnız öfke yoktur: haset, hayal kırıklığı, tiksinti, utanç ve suçluluk da oradadır.

DAHA FAZLA

Makbul iktidar, öfkenin temsiliyetinde bir iktidar konumudur. Öfke hiçbir zaman tek başına olmadığı için duygu paradigması karmaşık öfkedir. Konumun sürekliliğini merkeze alır, arzu denetimi ve karşılıklılık kaydı üzerinde örgütlenir. Plastisitesi en düşük konfigürasyondur: çekirdeğe yaklaşmaya direnç, dondurulmuş arzu ve karşılıklılık beklentisi vardır, "kimin arzusu?" sorusu bastırılmış tutulur. Makul iktidar ihtiyaçla, makbul iktidar arzuyla ilişkilendirilir; negatifi tiksintidir.

bkz. Makul iktidar · Karmaşık iktidar

ilgili terimler: arzu · duygu paradigmaları · Makbul negatif

karmaşık öfke

İKTİDAR PLASTİSİTESİ

Makbul iktidarın duygu paradigması. Öfke hiçbir zaman tek başına olmaz; haset, hayal kırıklığı, tiksinti ve utanç-suçluluk paradigmalarıyla ilişkilidir.

Öfkelendiğimizde yalnız öfke duymayız. Altında çoğu zaman başka şeyler vardır: birini kıskanmak, bir beklentinin boşa çıkması, bir şeyden iğrenmek, utanmak ya da suçlu hissetmek. Karmaşık öfke, bu iç içe geçmiş hâlin adıdır.

ilgili terimler: Makbul negatif

Karmaşık iktidar

İKTİDAR PLASTİSİTESİ

complex power

Müphem çekirdeğe en yakın iktidar formu. Kuşku ile kaygı arasındaki gerilimle tanınır ve sürekli bir form oluşu hâlindedir. Makul ile Makbul arasındaki zorunlu eklemlenme noktasıdır; bir formdan ötekine her geçiş buradan geçer. Negatifi yoktur.

Ne tam ihtiyaca ne tam arzuya yaslanan, arada kalan güç. "Emin değilim" ile "ya olursa" arasında gidip gelir. Kararsız görünür ama en hareketli formdur; bir güç biçiminden ötekine geçen herkes buradan geçer. Merkez değildir, merkeze en yakın olandır.

DAHA FAZLA

Müphem çekirdeğe en yakın iktidar formudur. Kuşku ile kaygı arasındaki gerilimle tanınır ve sürekli bir form oluşu hâlindedir. Makul ile Makbul arasındaki zorunlu eklemlenme noktasıdır; bir formdan ötekine her geçiş bu formdan geçer. Negatifi yoktur. Ontolojik merkez Karmaşık iktidar değil, müphem çekirdektir.

bkz. müphem çekirdek · Makul iktidar · Makbul iktidar

ilgili terimler: kuşkuya kuşku · duygu paradigmaları · Umay Fazı · negative capability · topoloji

sıfatlama

İKTİDAR PLASTİSİTESİ

adjectivization

Deneyim üzerinde söz söyleme yetkisini kullanmak; her sıfatlama bir iktidar kullanımıdır. Oluşun hareketini dört biçimde dondurur: adlandırma, değerlendirme, sınıflandırma, müdahale. Aynı anda üç zamana dokunur: geçmişi etiketin altına çeker, şimdiyi sabitler, geleceği kapatır.

Birine "tembelsin", "çok hassassın" ya da "bu depresyon" dediğimizde onun deneyimi hakkında son sözü söylemiş oluruz. Sıfat konan şey durur: geçmişi o etiketle yeniden okunur, bugünü donar, geleceği daralır. Puding bu yüzden sıfat koymaz.

DAHA FAZLA

Sıfatlama, deneyim üzerinde söz söyleme yetkisini kullanmaktır ve her sıfatlama bir iktidar kullanımıdır. Oluşun hareketini dondurur; bunu dört biçimde yapar: adlandırma, değerlendirme, sınıflandırma ve müdahale. Bu biçimlerin her biri hareketi başka bir eksende sabitler. Sıfatlama aynı anda üç zamana dokunur: geçmişin tortul izlerini etiketin altına çeker, şimdiyi sabitler, geleceğin öngörü paradigmasını kapatır.

bkz. atama · onam

ilgili terimler: doldurmama ilkesi · anlamlandırma · Makul negatif · öz-ölçüm / kolektif öz-ölçüm · öngörü (iki kip) · enformasyon çökertmesi

atama

İKTİDAR PLASTİSİTESİ

assignment

Toplumsal yapıların iktidar kapasitelerini öznelere dağıtması; form vermenin toplumsal yolu. Atama sıfatlamaya, sıfatlama onama götürür. Atama kişinin kendi içinde de gerçekleşir; bu yüzden bir iç ölçüm vardır. İç atama daha karmaşıktır; önemli olan bunun parçacıklarının bulunmasıdır.

Daha doğmadan bize roller verilir: kız çocuğu, büyük abla, ailenin umudu. Atama, toplumun bize ne olduğumuzu ve ne yapabileceğimizi söylemesidir. Bazen dışarıdan beklemeyiz; kendimize de atarız: "Ben zaten böyleyim."

DAHA FAZLA

Atama, toplumsal yapıların iktidar kapasitelerini öznelere dağıtmasıdır; yani form vermenin toplumsal yoludur. Köprü zinciri şöyle işler: atama sıfatlamaya, sıfatlama da onama götürür. Atama kişinin kendi içinde de gerçekleşebilir, bu yüzden bir iç ölçüm vardır. Öz atama ya da iç atama daha karmaşıktır ve bunun parçacıklarının bulunması gerekir.

ilgili terimler: dört kanal · koruma ataması · tortul benlik · belirlenemezlik

onam

İKTİDAR PLASTİSİTESİ

consent

Tahsisin içselleştirilmesi. Pasif bir kabul değildir; özne kendisine yapılan atamayı performatif olarak yeniden üretir (Butler). İktidar Plastisitesi'nin en özgün kavramıdır: vorteksin onamı yoktur. Sinaps onamını geri çekemez, özne çekebilir.

Bize verilen rolü yalnız kabullenmeyiz, her gün yeniden oynarız. "Güçlü olan" diye atanmış biri, yorgun olduğu günlerde bile güçlüyü oynar. Onam bu yeniden üretimdir. Ama geri çekilebilir: insan bir gün o rolü oynamayı bırakabilir.

DAHA FAZLA

Onam, tahsisin içselleştirilmesidir. Pasif bir kabul değildir; özne kendisine yapılan atamayı performatif olarak yeniden üretir (Butler). Atama-onam mekanizması İktidar Plastisitesi'nin en özgün kavramıdır ve homolojinin bittiği yerdir: vorteksin onamı yoktur. Kırılma geri çekilebilirlikte durur: sinaps onamını geri çekemez, özne çekebilir.

ilgili terimler: sıfatlama · homoloji (yapısal homoloji) · koruma ataması · tortul benlik · vorteks

dört kanal

İKTİDAR PLASTİSİTESİ

four channels

İktidar kapasitelerinin kristalize olduğu dört yer: edinim, kazanım, atama ve onam. Edinim, tortul birikim yoluyla gelen kapasitedir: soy çekim, epigenetik aktarım, aileden ve kültürden devralınanlar gibi. Kazanım, öznenin şimdi ve burada performatif olarak sağladığı kapasitedir; edinim, sistem elemanı (özne) tarafından kazanım yoluyla her an yeniden şekillenir. Üç iktidar formu da bu kanallarda kristalize olur; formları ayıran, kanalların ağırlığı ve aralarındaki ilişkinin kurduğu örüntüdür.

Güç bize dört yoldan gelir. Bir kısmı biz doğmadan yola çıkmıştır: soyumuzdan, ailemizden, bedenimize yazılmış izlerden gelir. Buna edinim denir. Bir kısmını da şimdi ve burada, yaptıklarımızla kendimiz kurarız. Bu da kazanımdır. Kazanım edinimi her gün yeniden biçimlendirir: annemizden aldığımız sabırsızlık, bizim elimizde başka bir şeye dönüşebilir. Öteki iki yol atama ve onamdır. Herkeste dördü de vardır; kimin nasıl bir güç biçiminde durduğunu, bu dördünün oranı belirler.

DAHA FAZLA

Dört kanal, iktidar kapasitelerinin kristalize olduğu yerlerdir: edinim, kazanım, atama ve onam. Üç iktidar formu da bu dört kanalın içinde kristalize olur. Formları birbirinden ayıran şey, kanalların ağırlığının ve aralarındaki ilişkilerin nasıl bir örüntü kurduğudur.

ilgili terimler: İktidar Plastisitesi (İP)

edinim

İKTİDAR PLASTİSİTESİ

acquisition

Tortul birikim yoluyla gelen iktidar kapasitesi; dört kanaldan biri. Soy çekim, epigenetik aktarım, aileden ve kültürden devralınanlar gibi, özne seçmeden önce yola çıkmış olanı kapsar. Sabit değildir; kazanım yoluyla her an yeniden şekillenir.

Biz doğmadan önce yola çıkmış olan güç: soyumuzdan, ailemizden, bedenimize ve dilimize yazılmış izlerden gelir. Seçmeyiz ama taşırız. Taşıdığımız şey de olduğu gibi kalmaz; elimizde biçim değiştirir.

kazanım

İKTİDAR PLASTİSİTESİ

attainment

Öznenin şimdi ve burada performatif olarak sağladığı iktidar kapasitesi; dört kanaldan biri. Edinim, sistem elemanı (özne) tarafından kazanım yoluyla her an yeniden şekillenir; kazanım, edinimi dönüştüren dinamiktir.

Şimdi ve burada, yaptıklarımızla kendimiz kurduğumuz güç. Annemizden aldığımız sabırsızlık bizim elimizde başka bir şeye dönüşebilir: kazanım, devraldığımızı her gün yeniden biçimlendirmektir.

doldurmama ilkesi

VORTİKAL PLASTİSİTE

non-filling principle

Müphem çekirdeğe bir sıfat yapıştırıp onu kapatmama ilkesi. Çekirdek belirsiz kalır; ad ya da nitelik verilerek içi doldurulmaz. Boşluk giderilecek bir eksik değil, korunacak bir koşuldur.

Biri "içim bomboş" dediğinde o boşluğu hemen bir açıklamayla, bir tavsiyeyle ya da bir etiketle doldurmamak. Boşluk, henüz hiçbir şeyin karar kılmadığı yerdir; doldurulursa olasılıklar kapanır. Puding'in temel tavrı budur.

DAHA FAZLA

Doldurmama ilkesi, müphem çekirdeğe bir sıfat yapıştırıp onu kapatmamak demek. Çekirdek belirsiz kalır, buna bir ad ya da nitelik verilerek içi doldurulmaz. Buradaki boşluk giderilecek bir eksik sayılmaz, korunması gereken bir koşul olarak durur.

bkz. müphem çekirdek · sıfatlama

ilgili terimler: boşluk

ihtiyaç

İKTİDAR PLASTİSİTESİ

need

Saf baskı: yönü ve öznesi yoktur. Nesnesi belirli ve hatırlanabilir olabilir; ama o nesneye doğru bir yönelim ya da momentum doğurmaz. Karşılandığında döngü kapanır. Makul iktidarla ilişkilendirilir.

Susuzluk gibi: neye ihtiyacımız olduğunu bildiğimiz bir baskı. Bizi bir yöne sürüklemez; yalnız bastırır ve su içilince susar. Arzudan farkı budur: ihtiyaç karşılanınca kapanır.

DAHA FAZLA

İhtiyaç, saf baskıdır: bir yönü ve bir öznesi yoktur. Nesnesi belli olabilir, hatırlanabilir de; ama o nesneye doğru bir yönelim ya da momentum doğurmaz. Karşılandığında döngü kapanır. Makalelerde "ihtiyaç", manifesto kaydında "gerek" denir; bu bir kayıt farkıdır, kavram farkı değildir. Arzuyla ilişkilidir.

ilgili terimler: anlamlandırma · Umay Fazı

arzu

İKTİDAR PLASTİSİTESİ

desire

Bir yöne doğru giden vektörel momentum. Nesnesi kayar; yakalandığında başkalaşır. Tolerans gelişir. Nesneye ulaşmak momentumu durdurmaz; akış sürer, arzu kapanmaz. Makbul iktidarla ilişkilendirilir.

Bir şeyi istemek ve ona doğru gitmek. Ama istediğimize ulaştığımızda arzu bitmez; istenen şey değişir, başka bir yere kayar. Arzu yol boyunca başkalaşır; bir akıştır, kapanmaz.

DAHA FAZLA

Arzu, bir yöne doğru giden vektörel bir momentum gibidir. Nesnesi yerinde durmaz, kayar; yakalandığında da önceki hâlinden başka bir şeye dönüşür. Zamanla ona alışılır, yani tolerans gelişir. Nesneye ulaşmak momentumu durdurmaz, akış sürer ve arzu kapanmaz.

bkz. ihtiyaç

ilgili terimler: anlamlandırma

anlamlandırma

İKTİDAR PLASTİSİTESİ

sense-making

Oluşun içinde kalarak çalışan kip. Arzunun hangi yöne gittiğini ve ihtiyacın nasıl hareket ettiğini izler; hareketi durdurup sabitlemez, nereye aktığını anlatır. Önce sıfatlamanın askıya alınmasını gerektirir.

Bir şeye ad koymadan onu anlamak. "Sen kıskançsın" demek yerine, o duygunun nereden gelip nereye aktığına bakmak. Puding'in yaptığı budur: sıfat koymaz, hareketi okur.

DAHA FAZLA

Anlamlandırma, oluşun içinde kalarak çalışan bir kiptir. Arzunun hangi yöne gittiğini ve ihtiyacın nasıl hareket ettiğini izler. Hareketi durdurup sabitlemez, hareketin nereye aktığını anlatır. Bunun için önce sıfatlamanın askıya alınması gerekir.

bkz. ihtiyaç

ilgili terimler: öngörü (iki kip)

kuşkuya kuşku

İKTİDAR PLASTİSİTESİ

doubt toward doubt

Sistemin kendi şüphe kapasitesine de şüpheyle bakması. Böylece kuşku kristalleşip form oluşunu kilitlemez ve sistem müphem çekirdeğe yakın kalır. Descartes'ın metodolojik şüphesi gibi kesinliğe varmaz; belirsizliği yapısal olarak sürdürür.

Kuşkularımızdan da kuşku duyabilmek. "Kesin beni sevmiyor" diye düşünürken bu kuşkunun kendisinin de bir yorum olduğunu görebilmek. Böylece kuşku bir inanca dönüşüp bizi kilitlemez; kapı aralık kalır.

DAHA FAZLA

Kuşkuya kuşku, sistemin kendi şüphe kapasitesine de şüpheyle bakmasıdır. Böylece kuşku kristalleşip form oluşunu kilitlemez ve sistem müphem çekirdeğe yakın kalır. Descartes'ın metodolojik şüphesi gibi kesinliğe varmaz; belirsizliği yapısal olarak sürdürür.

bkz. Karmaşık iktidar · müphem çekirdek

ilgili terimler: negative capability

duygu paradigmaları

İKTİDAR PLASTİSİTESİ

emotion paradigms

İktidar Plastisitesi'nin üçüncü analitik aracı. İktidar formlarının içeriden nasıl işlediğini duygu kayıtları üzerinden okunur kılar: Makul özgeci–merhamet gerilimiyle, Makul negatifi utanç-suçlulukla (sıralı değil üstel), Makbul karmaşık öfkeyle, Makbul negatifi tiksintiyle, Karmaşık kuşku-kaygıyla eşleşir. Duygu formu yaratmaz, okunur kılar: duygu, formun bir işaretidir.

Duygularımız, içinde durduğumuz güç biçiminin izlerini taşır. Utanç, öfke, tiksinti ya da kaygı nerede durduğumuzu gösterebilir. Ama duygu güç biçimini yaratmaz, yalnız onu okunur kılar: duman ateşi gösterir, ama ateşi duman yakmaz.

DAHA FAZLA

Duygu paradigmaları, İktidar Plastisitesi'nin üçüncü analitik aracıdır. İktidar formlarının içeriden nasıl işlediğini duygu kayıtları üzerinden bildirir. Eşleşmeler şöyledir: Makul özgeci–merhamet gerilimiyle, Makul negatifi utançla (suçlulukla birlikte, sıralı değil üstel), Makbul karmaşık öfkeyle (hayal kırıklığı, haset, utanç-suçluluk ve tiksinti oluşturur), Makbul negatifi tiksintiyle, Karmaşık ise kuşku-kaygıyla eşleşir. Buradaki iddia zayıf iddiadır: duygu formu okunabilir kılar, kurmaz.

bkz. Makul iktidar · Makbul iktidar · Karmaşık iktidar

negatif (form negatifi)

İKTİDAR PLASTİSİTESİ

form negative

Sarmal eşikte kristalize olan geçiş kaydı. Makul'ün negatifi utanç, Makbul'ün negatifi tiksintidir; Karmaşık'ın negatifi yoktur. İki negatifin vektörleri simetriktir: Makul negatifte suçluluk nesneyi onarmaya, Makbul negatifte tiksinti nesneyi ortadan kaldırmaya yönelir.

Bir güç biçimi tersine döndüğünde bıraktığı iz. Makul'ün tersi utançtır, Makbul'ün tersi tiksinti. Biri bozulan şeyi onarmak ister, öteki onu silmek.

DAHA FAZLA

Negatif, sarmal eşikte kristalize olan bir geçiş kaydıdır. Makul'ün negatifi utanç, Makbul'ün negatifi tiksintidir; Karmaşık'ın negatifi yoktur. İki negatifin vektörleri simetriktir: Makul negatifte suçluluk nesneyi onarmaya, Makbul negatifte tiksinti nesneyi ortadan kaldırmaya yönelir. Biri nesneyi kurtarmaya çalışır, öteki silmeye.

Makul negatif

İKTİDAR PLASTİSİTESİ

reasonable negative

Makul iktidarın sarmal eşikte kristalize olan negatifi; duygusu utanç ve suçluluktur, ikisi sıralı değil üstel işler. Türbülanstaki enformasyon kişinin bedenine ve benliğine yoğunlaşır, kütlece yoğunlaşır ve bükülme yaratır; adlandırmalar konumu kesinleştirir, yönü görünmez kılar. Suçluluk onarıcı bir vektördür. Çıkış için içten dışa doğru, kütleye denk bir momentum gerekir. Fizikteki karşılıkları: genel görelilikte kütle uzay-zamanı büker ve hareket bu eğrilik boyunca, jeodezik üzerinde ilerler; Makul negatifte yoğunlaşan kütle de benliği büker ve yön bu bükülmede görünmez olur. Heisenberg'de konum kesinleştikçe momentum belirsizleşir; adlandırma konumu kesinleştirdikçe yön görünmez olur.

Utanç ve suçluluk birlikte geldiğinde her şey insanın kendi üstüne çöker; bütün ağırlık bedende ve benlikte toplanır. "Ben böyleyim", "ben kötüyüm" gibi adlar kişiyi olduğu yere çiviler. Kişi bunu "gidecek yerim yok" diye yaşar; oysa yön yok değildir, yalnız görünmezdir. Başkasına gösterilen özen bile kişinin kendi üstüne döner. Suçluluk aslında onarmak isteyen bir yöndür: yön almış bir harekettir ve kendisini doğuran şeyi iyileştirmeye yönelir. Kırılan bir ilişkiyi düzeltmek için atılan ilk adım çoğu zaman suçluluğun içinden gelir. Çıkış, içeriden dışarıya, o ağırlığa denk bir hareketle olur.

DAHA FAZLA

Makul iktidarın sarmal eşikte kristalize olan negatifidir; duygusu utanç ve suçluluktur, ikisi sıralı değil üstel işler. Türbülanstaki bütün enformasyon kişinin bedenine ve benliğine yoğunlaşır, kütlece yoğun olur, bükülme yaratır ve adlandırmalar kişide tanımlar ortaya çıkarır. Adlandırma konumu kesinleştirir, yönü görünmez kılar; kişi bunu "gidecek yön yok" diye çaresizlik olarak yaşar, oysa yön yok değildir, görünmezdir. Suçluluk burada onarıcı bir vektördür: yön almış momentumdur ve suçluluğu yaratan unsuru iyileştirmeye yönelir. Çıkış için içten dışa doğru, kütleye denk bir momentum gerekir; başkasına ya da bir ilişkiye dönük özen de kendi benliğine dönmüş hâldedir.

bkz. sıfatlama

ilgili terimler: negatif (form negatifi) · null-exist hipotezi

Makbul negatif

İKTİDAR PLASTİSİTESİ

acceptable negative

Makbul iktidarın sarmal eşikte kristalize olan negatifi; duygu paradigması tiksintidir. İki evrelidir: önce çekim, sonra itim. Tiksinti önce nesnesini, yani sistem elemanını, yakınlaştırır; ardından nesneyi yok etme edimi olan agresyon, karmaşık öfkeye, yani Makbul pozitife yönlendirir.

Tiksinti iki adımda işler. Önce çeker: iğrendiğimiz şeye gözümüzü dikeriz, ondan uzaklaşamayız. Sonra iter: onu ortadan kaldırmak isteriz. Bu itme öfkeye dönüşür ve kişiyi yeniden Makbul'ün öfkeli konumuna taşır.

DAHA FAZLA

Makbul iktidarın sarmal eşikte kristalize olan negatifidir ve duygu paradigması tiksintidir. İki evrelidir: önce çekim, sonra itim. Tiksinti önce tiksinti nesnesini, yani sistem elemanını, yakınlaştırır. Ardından agresyon, yani nesneyi yok etme edimi için gerçekleşen ortadan kaldırma teşebbüsü, karmaşık öfkeye, yani Makbul pozitife yönlendirir.

deformasyon repertuarı

VORTİKAL PLASTİSİTE

deformation repertoire

Bir organizasyonun kırılmadan biçim değiştirebilme yoluyla alabileceği biçimlerin dağarcığı. Repertuar genişledikçe olasılık dağılımı da genişler. Müphem çekirdek, repertuarın en geniş olduğu yerdir.

Bir yapının alabileceği biçimlerin dağarcığı. Buradaki deformasyon bozulmak değil, kırılmadan biçim değiştirebilmektir: yağmurda eğilen ama kırılmayan bir dal gibi. Dağarcık genişledikçe olasılıklar da çoğalır.

DAHA FAZLA

Bir sistemin başvurabileceği biçim değiştirme yollarının dağarcığıdır, yani sistemin hangi yollarla şekil değiştirebileceğinin toplamı. Tortul birikimin olasılık dağılımı ve çekirdeğin ontolojik limitleriyle birlikte, hangi kristalizasyonun gerçekleşeceğini belirler. Sistem makbul forma girdiğinde bu dağarcık daralır.

bkz. form oluş

Umay Fazı

VORTİKAL PLASTİSİTE

Umay Phase

Karmaşık içinde yaşanan bir kip; eşiğin de öncesindeki eşik. Olasılıklar arasında ihtiyaç ve arzunun ne olduğu belli olmuş, ama yön henüz oturmamıştır. Bu yüzden bir form değil, bir geçiş evresidir, yani faz. İlk hareketten hemen önceki andır; Granovetter'in eşik modeliyle konumlandırılır.

Ne istediğini ve neye ihtiyacın olduğunu artık biliyorsun, ama henüz yola çıkmadın: kapının eşiğinde, adım atmadan hemen önceki an. Umay bir yer değil, bir geçiştir. Adını eski Türklerin doğum ve bereket koruyucusu Umay'dan alır. Orhun Yazıtları'nda (Kül Tigin ve Tonyukuk) anılır; halk inancında doğum anında anneyle yeni doğanın yanında durur. Kaşgarlı Mahmud'un Divanü Lügati't-Türk'ünde adı, doğumdan sonra çıkan "son" (plasenta) anlamına da gelir. Umay Fazı da böyle bir doğumun eşiğidir: yeni bir formun dünyaya gelmek üzere olduğu an.

DAHA FAZLA

Karmaşık içinde yaşanan bir kip; eşiğin de öncesindeki eşik. Olasılıklar arasında ihtiyaç ve arzunun ne olduğu belli olmuş ama yön henüz oturmamıştır. Bu yüzden bir geçiş evresidir, yani faz. İlk hareketten hemen önceki andır ve Granovetter'in eşik modeliyle konumlandırılır.

bkz. Karmaşık iktidar · Granovetter eşik modeli

ilgili terimler: öz-tetik / dış-tetik · süperpozisyon

Granovetter eşik modeli

ÖDÜNÇ KAVRAM

Sosyolog Mark Granovetter'in 1978'de "Threshold Models of Collective Behavior" (American Journal of Sociology) makalesinde ortaya koyduğu kolektif davranış modeli. Her bireyin bir eşiği vardır: kendisi harekete geçmeden önce kaç kişinin harekete geçmiş olması gerektiği. Eşiklerin dağılımındaki küçük bir fark, kolektif sonucu büyük ölçüde değiştirebilir. VP'de Umay Fazı bu modelle konumlandırılır: ilk hareketten hemen önceki an.

Bir kalabalıkta herkes önce kaç kişinin harekete geçtiğine bakar. Biri hiç beklemeden ilk adımı atar, bir kişiyi bekleyen onu izler, sonra ötekiler gelir. Ama zincirdeki tek bir halkanın eşiği değişirse kimse yerinden kalkmayabilir. Büyük değişimler bazen bu kadar küçük bir farka bağlıdır.

bkz. sarmal eşik

ilgili terimler: öz-ölçüm / kolektif öz-ölçüm · öz-tetik / dış-tetik

öz-ölçüm / kolektif öz-ölçüm

VORTİKAL PLASTİSİTE

self-measurement / collective self-measurement

Bir organizasyonun kendi durumunu dışarıdan bir sıfat yapıştırmadan kaydetmesi. Kolektif olduğunda kolektif bağışıklığın zeminini oluşturur. Gözlemci sorunu VP'de çözülmez, kayar: soru "kim ölçtü" olmaktan çıkar, "kim ilk kalktı" olur.

Kendine bir ad koymadan kendine bakabilmek: "ben tembelim" demek yerine "bugün yerimden kalkmak zor geldi" diyebilmek. Bir topluluk bunu birlikte yapabildiğinde dışarıdan gelen etiketlere karşı bir bağışıklık kazanır. Puding'in iç ölçümü de bu ilkeden gelir.

DAHA FAZLA

Öz-ölçüm, bir organizasyonun kendi durumunu dışarıdan bir sıfat yapıştırmadan kaydetmesidir. Kolektif olduğunda kolektif bağışıklığın zeminini oluşturur. Gözlemci sorunu Vortikal Plastisite'de çözülmez, başka bir yere kayar: soru "kim ölçtü" olmaktan çıkar, "kim ilk kalktı" olur.

bkz. sıfatlama · Granovetter eşik modeli

ilgili terimler: ontoid

öngörü (iki kip)

İKTİDAR PLASTİSİTESİ

prediction (two modes)

Öngörünün iki kipi: etiketleme-öngörü ve anlamlandırma-öngörü. Etiketleme-öngörü kişiye bir sıfat yapıştırır ve geleceğini kapatır; anlamlandırma-öngörü deneyimin açılmasına eşlik eder.

"Sen hep böyle yapacaksın" bir öngörüdür ve geleceği kapatır. "Bu nereye gidebilir, bakalım" da bir öngörüdür, ama geleceği açık bırakır. İlki etiketler, ikincisi eşlik eder.

DAHA FAZLA

Öngörünün iki kipi var: etiketleme-öngörü ve anlamlandırma-öngörü. Etiketleme-öngörü kişiye bir sıfat yapıştırır ve böylece onun geleceğini kapatır. Anlamlandırma-öngörü ise deneyimin açılmasına eşlik eder.

bkz. sıfatlama

ilgili terimler: belirlenemezlik

homoloji (yapısal homoloji)

VORTİKAL PLASTİSİTE

structural homology

Genel anlamıyla homoloji, iki yapının yüzeydeki benzerlikten değil ortak bir düzenden gelen denkliğidir: insan kolu ile yarasa kanadı farklı işler görür ama aynı kemik dizilişini taşır. VP'nin yöntemsel iddiası da budur: fiziksel form ile deneyimin düzeni arasındaki bağ bir benzetme değil, ortak bir yapıdır. Bu iddiayı onam sınırlar: vorteksin onamı yoktur.

Bir girdap ile bir insanın iç dünyası arasındaki benzerlik bir şiir benzetmesi değildir; ikisi aynı yapıyı paylaşır. Ama bir yerde ayrılırlar: girdap bir şeye razı olamaz, insan olabilir. Benzerliğin bittiği yer, İktidar Plastisitesi'nin başladığı yerdir.

DAHA FAZLA

Vortikal Plastisitenin yöntemle ilgili iddiasıdır: fiziksel formla deneyimin düzeni arasındaki bağ bir benzetme değil, ortak bir yapıdır. Bu iddiayı sınırlayan şey onamdır. Vorteksin onamı yoktur.

bkz. negatif analog

ilgili terimler: ters kaskad–beden savı · "olan vardır" · vorteks

negatif analog

VORTİKAL PLASTİSİTE

negative analog

İki alan arasında kurulan homolojinin nerede kırıldığını adıyla söylemek; yöntemsel dürüstlüğün aygıtı. Benzerliğin tuttuğu yerle birlikte tutmadığı yer de açıkça yazılır. Negatif analoglar makalelerin Sınırlar bölümlerinde kayıtlıdır; helicity korunumu, Lorenz kaosu ve ters kaskad–beden savı bunlardan bazılarıdır.

Bir benzetmenin nerede işe yaramadığını da söylemek. "Girdap gibi" demek kolaydır; zor olan, "ama şu noktada girdaba benzemez" diyebilmektir. Kuramı dürüst tutan budur.

DAHA FAZLA

Negatif analog, iki alan arasında kurulan homolojinin nerede kırıldığını adıyla söylemektir. Yöntemsel dürüstlük için kullanılan bir aygıttır: benzerliğin tuttuğu yerle birlikte tutmadığı yer de açıkça yazılır. Bu tür negatif analoglar Sınırlar bölümlerinde kayıtlıdır; helicity korunumu, Lorenz kaosu ve ters kaskad–beden savı bunlardan bazılarıdır.

ilgili terimler: homoloji (yapısal homoloji) · süperpozisyon

helicity korunumu

VORTİKAL PLASTİSİTE

Akışkanlar dinamiğinde helicity (sarmallık), girdap çizgilerinin birbirine dolanma ve düğümlenme derecesidir; ideal akışkanda korunur. VP'nin negatif analoglarından biri: tortul birikim korunmaz, her etkileşimde yeniden işlenir. VP helicity'den korunumu değil, topolojik izi alır; homolojinin sınırı "korunum" sözcüğünün kendisidir.

İdeal bir akışkanda girdapların birbirine dolanması, ip üzerindeki bir düğüm gibi korunur. İnsan böyle değildir: geçmişimiz bir düğüm gibi sabit kalmaz, her yeni anda yeniden işlenir. VP girdaptan düğümün izini alır, korunmasını değil.

DAHA FAZLA

Birincisi: helicity. İdeal akışkanda korunur; tortul birikim korunmaz, her etkileşimde yeniden işlenir. VP helicity'den korunumu değil, topolojik izi alır. Homolojinin sınırı "korunum" sözcüğünün kendisidir. Helicity, akışkanlar dinamiğinde Moffatt'ın kavramıdır; akışın ne kadar dolanık olduğunun ölçüsü. Dolanıklık geçmişi taşır. Korpus kavramı İngilizce yazımıyla, yani helicity diye kullanır.

Lorenz kaosu

VORTİKAL PLASTİSİTE

Edward Lorenz'in 1963'te gösterdiği deterministik kaos: başlangıç koşullarındaki küçük farklar büyük sonuçlar doğurur; sistem deterministiktir ama hesaplanamaz. VP'nin negatif analoglarından biri: VP determinizmi bırakır; düzensiz süreklilik ne tam deterministik ne tam stokastiktir. Lorenz öngörülemezliğin biçimini verir, kaynağını değil; kaynak Heisenberg'de ve yarı kararlılıkta aranır.

"Kelebek etkisi" diye bilinen şey: bir kelebeğin kanat çırpışı başka bir yerde fırtınaya yol açabilir. Lorenz'in dünyasında her şey aslında önceden belirlidir, yalnız hesaplanamaz. İnsanın belirsizliği ise yalnız hesap güçlüğünden gelmez; varlığın kendisindedir.

DAHA FAZLA

Üçüncüsü: kaos. Lorenz'in sistemi deterministiktir; yalnızca hesaplanamaz. VP determinizmi bırakır — düzensiz süreklilik ne tam deterministik ne tam stokastiktir. Lorenz bu nedenle pozitif değil negatif analogdur: öngörülemezliğin biçimini verir, kaynağını değil. Kaynak Heisenberg'de ve yarı kararlılıkta aranır.

bkz. belirsizlik

ilgili terimler: belirlenemezlik · determinizm

ters kaskad–beden savı

VORTİKAL PLASTİSİTE

İki boyutlu türbülansta enerji dağılmak yerine yoğunlaşır (ters kaskad); bu yalnız iki boyutlu sistemlerde görülür, kısıt kalkınca yoğunlaşma da kalkar. VP'nin savı: deneyimi "yarı iki boyutlu" kılan şey bedendir; beden deneyimin dağılabileceği boyutları kısıtlar, enerji bedenin sınırında yoğunlaşır. Bu gösterilmiş bir homoloji değil bir savdır; bu yüzden negatif analog olarak kalır ve çerçevenin açık bıraktığı en somut sorudur.

Düz bir yüzeyde dönen suda küçük girdaplar birleşip büyük girdaplar kurar; enerji dağılmaz, toplanır. VP, insanda bu toplayıcı sınırın beden olduğunu öne sürer: yaşadıklarımız dağılıp gitmez, bedenimizin sınırında yoğunlaşır. Ama bu henüz kanıtlanmış bir şey değil, açık bir sorudur.

DAHA FAZLA

İkincisi: boyut kısıtı. Ters kaskad — enerjinin dağılmak yerine yoğunlaşması — yalnızca iki boyutlu sistemlerde vardır; kısıt kalkınca yoğunlaşma da kalkar. Deneyimi "yarı iki boyutlu" kılan, enerjiyi dağıtmak yerine yoğunlaştıran şey nedir? VP'nin adayı bedendir: yoğunlaşmış, kararlı ve organize olan madde — davranımın faili. Beden, deneyimin dağılabileceği boyutları kısıtlar; enerji bedenin sınırında yoğunlaşır. Ancak bu bir savdır, gösterilmiş bir homoloji değil: bedenin ters kaskaddaki boyut kısıtıyla aynı organizasyon mantığını taşıdığı henüz kurulmamıştır. Bu nedenle negatif analog olarak kalır — çerçevenin açık bıraktığı en somut sorudur ve savın sınanması sonraki çalışmaların işidir. Ters kaskad, enerjinin küçük ölçekten büyük ölçeğe doğru akmasıdır.

ilgili terimler: türbülans (2B/3B)

öz-tetik / dış-tetik

VORTİKAL PLASTİSİTE

self-trigger / external trigger

Umay Fazının kırılması (çökme) için gereken tetiğin iki kipi. Öz-tetik, sistemin kendi iç baskısının eşiği aşmasıyla içeriden gelir; dış-tetik, başka bir sistemin çöküşünün ürettiği sinyalin sisteme ulaşmasıyla dışarıdan gelir. Biri için öz-tetik olan, öbürü için dış-tetiğe dönüşür.

Bin kişilik bir tiyatroda oyun bitmiştir ama kimse kalkmaz. Sonra biri ayağa kalkar: onun için bu içeriden gelen bir tetiktir. Ardından ötekiler kalkar: onlar için o ilk kalkış dışarıdan gelen bir tetiktir. O kişi kalkmasaydı salon kalkacak mıydı? Bunu artık bilemeyiz; an geçmiştir.

DAHA FAZLA

Umay Fazının kırılmasının iki tetik kipi var. Öz-tetikte çöküş sistemin kendi içinden başlar, dış-tetikte dışarıdan gelen bir uyarıcıyla başlar. Bir sistemin öz-tetikli çöküşü, yani ağzından çıkan cümle, komşu sistem için dış uyarıcı olur. Böylece biri için öz-tetik olan şey, öbürü için dış-tetiğe dönüşür.

bkz. Granovetter eşik modeli

ilgili terimler: pertürbasyon

null-exist hipotezi

VORTİKAL PLASTİSİTE

Yerelde null, dolanımda var olan hâl: bir topolojik kusur. Pozitif analogu süperakışkandaki kuantize girdaptır: çekirdekte genlik sıfırdır ve faz tanımsızdır, ama çevresinde dolanım vardır ve kuantizedir. Arzu yön olarak yoktur, dolanım olarak vardır; dolanımın içeriği utançtır, dolanımın kendisi arzunun yüküdür. Müphem çekirdeğin yerelden okunuşudur: içeriden dolu, dışarıdan null. Süperpozisyon negatif analog olarak kalır.

Bir girdabın tam ortasında hiçbir şey dönmez, ama çevresinde su dönmeye devam eder. Null-exist böyle bir hâldir: tam ortada istek yok gibidir, yön yoktur; ama kişi aynı konunun etrafında dönüp durur. Bu dönüp durma, arzunun hâlâ orada olduğunu gösterir. Depresyon böyle yaşanır: hem ağır hem boş. Ağırlık çevrededir, ortası boştur.

DAHA FAZLA

Ruminasyon, null çekirdek etrafındaki dolanımdır; ölçüt noktada değil dolanımdadır, yani konuya tekrar tekrar dönüşte. Davranışsal aktivasyon arzuya yön vermez; girdabın konumunu çepere doğru değiştirir. Boşluktan farkı: boşluk ölçülemez; null-exist noktada ölçülemez ama dolanımda ölçülür.

bkz. müphem çekirdek · Makul negatif

ilgili terimler: boşluk · süperpozisyon

null

VORTİKAL PLASTİSİTE

Güvenin gelmediği yer: dolanımın olmadığı hâl. Hiçlik değildir; "olan vardır" ilkesince boşluk da vardır ve kütlesi vardır. Null, belirli bir akışın, güvenin, oraya hiç ulaşmamış olmasıdır; yokluk o yerin değil, güvenin yokluğudur. Bu yüzden oraya güven "var" diye konmaz. Ne müphem çekirdeğin dolu belirsizliğidir ne de boşluktur.

Bazı yerlere güven hiç gelmez. Bu, orada hiçbir şey olmadığı anlamına gelmez: yer vardır, boşluk bile vardır. Eksik olan yalnız güvendir. Null bunun adıdır. Oraya güven varmış gibi davranmak, gelmemiş olanı gelmiş saymaktır.

DAHA FAZLA

Güvenin gelmediği yer. Konum değil, güvenin yokluğudur; oraya "var" konmaz. Müphem çekirdeğin dolu belirsizliğiyle karıştırılmaz.

bkz. null-exist hipotezi · müphem çekirdek

çeper

VORTİKAL PLASTİSİTE

periphery

Müphem çekirdeğin dış kenarı; çarpışmanın gerçekleştiği yüzey. Olay çekirdeğin içinde değil, çeperinde olur.

Girdabın sakin ortasının kenarı. Olan biten tam ortada değil, bu kenarda olur: belirsiz kalan şey hareketle burada karşılaşır. Bir anda "hah, işte bu" dediğimiz anlar bu kenarda yaşanır.

DAHA FAZLA

Çeper, müphem çekirdeğin dış kenarıdır. Çarpışmanın gerçekleştiği yüzey burasıdır. Çekirdeğin içinde değil, kenarında olup biter. İçgörü ve çarpışma açısı terimleri bununla ilişkilidir.

bkz. müphem çekirdek · içgörü

içgörü

VORTİKAL PLASTİSİTE

insight

Müphem çekirdeğin çeperleriyle çarpıştığı an; anlamla bedenin birbirine değdiği nokta. Çarpışma gerçekleşmezse içgörü kristalleşmez, tortul birikim görünmez kalır.

Uzun zamandır bildiğimiz ama göremediğimiz bir şeyi bir anda görmek: "Aslında hep bunu yapıyormuşum." Bu anlar yalnız düşünceyle gelmez; bedende bir sarsıntı olarak gelir, anlam bedene değer.

DAHA FAZLA

İçgörü, müphem çekirdeğin çeperleriyle çarpıştığı andır. Anlamla bedenin birbirine değdiği nokta da burasıdır. Çarpışma gerçekleşmezse içgörü kristalleşmez, tortul birikim de görünmez kalmaya devam eder.

enformasyon çökertmesi

VP · İP

informational collapse

Bir şeyi tanımlayan her müdahalenin enformasyonu bilgiye, yani onun bir alt kümesine indirgemesi. Enformasyonun en yüksek olduğu yerde belirsizlik de en yüksektir; tanımın dışında kalan, enformasyonun kendisidir. "Olan vardır"daki olan, ölçümle çöker, tanımla eksilir.

Bir çocuğa "sen yaramazsın" dendiğinde onun yüzlerce hâlinden biri seçilir, geri kalanı silinir. Tanım bir şeyi anlaşılır kılar ama aynı anda küçültür. Belirsiz hâl bir eksiklik değil, çokluğun tamamıdır.

DAHA FAZLA

Bir şeyi tanımlayan her müdahale, enformasyonu bilgiye yani onun yalnızca bir alt kümesine indirger. Enformasyonun en yüksek olduğu yerde belirsizlik de en yüksektir. Mevcut sistemler bu belirsizliği çözülecek bir sorun sayar ve bulanık arayüzü hemen tanımlanacak, adlandırılacak, sonlandırılacak bir alan olarak görür. Oysa tanımın dışında kalan, enformasyonun kendisidir: "olan vardır"daki olan, ölçümle çöker, tanımla eksilir. Belirsiz hâl bir eksiklik değil, çokluğun tamamıdır.

bkz. sıfatlama

ilgili terimler: koruma ataması · "olan vardır"

koruma ataması

İKTİDAR PLASTİSİTESİ

protective assignment

Korunan, tanım gereği korunmaya muhtaç, yani yetersiz sayılandır. Koruma ataması kişiyi onamı alınmadan yetersiz olarak konumlandırır; oluşun her an kendinden menkul varlığına müdahaledir. Epistemik düzlemde enformasyon çökertmesi, politik düzlemde gizli iktidar kullanımıdır. Pastoral iktidarın işlemidir; bakımı iktidar kanalına çevirir.

"Senin iyiliğin için söylüyorum" cümlesi bazen bir koruma atamasıdır: karşımızdakini, ona sormadan, kendi başına yapamayacak biri yerine koyarız. İyi niyetle yapılır ama kişiden bir şey alır. Puding bu yüzden refleks olarak "bir uzmana git" demez.

DAHA FAZLA

Korunan kişi, tanım gereği korunmaya muhtaç, yani yetersiz sayılan kişidir. Koruma ataması da böyle işler: kullanıcı, onamı alınmadan yetersiz olarak konumlandırılır. Bu konumlandırma, oluşun her anda kendinden menkul varlığına müdahaledir. Epistemik düzlemde enformasyon çökertmesi, politik düzlemde gizli iktidar kullanımıdır; ikisi aynı hareketi yapar. Pastoral iktidarın işlemidir ve silahlaştırılmış empatiyle aynı ailedendir, çünkü bakımı iktidar kanalına çevirir.

ilgili terimler: pastoral iktidar · silahlaştırılmış empati

tortul benlik

VP · İP

sedimentary self

Benliği değişmeyen bir öz değil, atamaların ve onamların zamanla biriktirdiği tortudan kristalize olan bir organizasyon olarak görür. Sabit bir çekirdek-benlik yoktur; her anlamlandırma tortul geçmişi yeniden işler, benlik her turda yeniden kristalize olur. Süreklilik hissi tortunun ağırlığından gelir.

"Ben buyum" dediğimiz şey taşa kazınmış bir öz değil; yıllar içinde bize söylenenlerin, kabul ettiklerimizin, yaşadıklarımızın birikimidir. Aynı kişi gibi hissetmemizin nedeni hiçbir şeyin değişmemesi değil, biriken tortunun ağırlığıdır. Bu yüzden benlik her gün biraz yeniden kurulur.

DAHA FAZLA

Tortul benlik, benliği değişmeyen bir öz olarak görmez; atamaların ve onamların zamanla biriktirdiği tortudan kristalize olan bir organizasyon olarak görür. Sabit bir çekirdek-benlik yoktur. Her anlamlandırma tortul geçmişi yeniden işler, bu yüzden benlik de her turda yeniden kristalize olur. Süreklilik hissi, tortunun ağırlığından gelir; hiçbir şeyin değişmemesinden gelmez.

bkz. tortul birikim

bulanık arayüz

VORTİKAL PLASTİSİTE

blurred interface

Vortikal organizasyonun sınır bölgesi: girdap orada bitmez, dış ortamla aktif olarak müzakere eder. Fiziksel karşılığı Prandtl sınır tabakasıdır. Üç katmanlıdır (iç, orta, dış) ve yalnız bir geçiş alanı değil, bir yaratım alanıdır: iki düzen buluşunca ne girdaba ne dış akışa ait yeni formlar doğar. "Olan vardır" metninde belirsizliğin kendisiyle özdeşleştirilir.

Bir nehrin denize döküldüğü yer gibi: su ne tam tatlıdır ne tam tuzlu, ama en çok canlı orada yaşar. İnsanın da böyle kıyıları vardır: iki dil, iki şehir, iki ilişki arasında kalmak. Bu ara yer belirsizlik gibi yaşanır, ama yeni biçimler orada doğar.

DAHA FAZLA

Bulanık arayüz, vortikal organizasyonun sınır bölgesidir. Girdap orada bitmez; dış ortamla aktif olarak müzakere eder. Fiziksel karşılığı Prandtl sınır tabakasıdır. Üç katmanı vardır: iç katmanda elemanlar girdaba bağlıdır ama dış etkiyi hisseder, orta katmanda kimlik belirsizleşir ve ne tam içeriden ne tam dışarıdan olunur, dış katmanda girdabın etkisi zayıflar ama kaybolmaz. Burası yalnızca bir geçiş alanı değil, bir yaratım alanıdır; iki düzen buluşunca ne girdaba ne dış akışa ait yeni formlar doğar. Öngörülemez ama sınırlıdır, kaotiktir ama örüntülüdür. "Olan vardır" metninde belirsizliğin kendisiyle özdeşleştirilir ve enformasyonun en yüksek olduğu yer sayılır.

boşluk

VORTİKAL PLASTİSİTE

void

Yokluk değil, henüz ölçülememiş varlık: kütlesi olan ama ölçüm limitlerinin yakalayamadığı. Fiziksel karşılığı karanlık maddedir; görülmez ama kütleçekimsel etkisi ölçülür. Ölçülemezlik boşluğun kusuru değil, ölçümün limitidir; boşluğu "yok" ilan etmek bu limiti bir varlık hükmüne çevirmektir. Bu yüzden boşluk doldurulmaz.

Hayatımızdaki bazı boşluklar hiçlik değildir; adını koyamadığımız ama ağırlığını hissettiğimiz şeylerdir: bir yasın, söylenmemiş bir sözün bıraktığı yer gibi. Onu hemen bir şeyle doldurmak, orada olanı silmek demektir. Belirsizlikten farkı şudur: belirsizlik okunamayan zenginlik, boşluk ölçülemeyen kütledir.

DAHA FAZLA

Boşluk yokluk değildir; henüz ölçülememiş varlıktır. Uzayda kütlesi olan ama mevcut ölçüm limitlerinin yakalayamadığı şeydir, fiziksel karşılığı karanlık maddedir: görülmez ama kütleçekimsel etkisi ölçülür. Ölçülemezlik boşluğun kusuru değil, ölçümün limitidir. Boşluğu "yok" ilan etmek bu limiti bir varlık hükmüne çevirmektir, bu yüzden de boşluk doldurulmaz: doldurmak ölçülememiş olanın yerine ölçülmüş bir şey koyar ve oradaki kütleyi siler. Belirsizlikten farkı şudur: belirsizlik okunamayan zenginliktir, boşluk ölçülemeyen kütle.

bkz. doldurmama ilkesi · null-exist hipotezi

ilgili terimler: null · ontoid

"olan vardır"

VP · İP

"what is, is"

Normatif-öncesi etik ilke: bir şeye eksik olandan değil, var olandan bakarak başlamak. Var olan zaten söylenmiştir; kimse ilan etmemiştir, kimseye ait değildir. Her deneyim onun içinde gerçekleşir; bir zemin koşuludur. "47 eksik değil, 46 fazla" cümlesi bu bakışı özetler.

İyi ya da kötü demeden önce olanı olduğu gibi görmek. "47 eksik değil, 46 fazla" cümlesi Down sendromundan gelir: Down sendromlu bir insanın 47 kromozomu vardır, "normal" kabul edilen sayı ise 46'dır. Dünya 47'yi bir sapma, bir eksiklik gibi okur. VP tersini söyler: 47'de eksik bir şey yoktur; fazla olan, 46'yı ölçü yapıp herkesin üstüne yığılan tanımdır. Bu bir analojidir, yani tutarlı bir benzetme: tıbbi ya da genetik bir iddia değil, bakışın nasıl işlediğini gösteren bir örnek.

DAHA FAZLA

Henüz iyi ya da kötü demeden önce geçerli olan bir etik ilke: bir şeye eksik olandan değil, var olandan bakarak başlamak. Var olan zaten söylenmiş durumdadır; onu kimse ilan etmemiştir, kimseye de ait değildir. Her deneyim onun içinde gerçekleşir, o yüzden bir zemin koşulu gibidir. "47 eksik değil, 46 fazla" cümlesi bu bakışı özetler.

bkz. Vortikal Plastisite · enformasyon çökertmesi · homoloji

ilgili terimler: bulanık arayüz

puding terimleri

özüt

PUDİNG

Görüşmenin damıtılmış en rafine hâli: birbiriyle gerilim hâlindeki iki sözcükten oluşan bir tümce. İkisi birlikte ayrı bir anlam taşır, her biri kendi içinde de anlamlıdır; bu yüzden aralarına hiçbir şey konmaz ve ikisi aynı biçimde durur. İki ayrı sözcüğün yan yana durması yeterli değildir: "emek karşılık" değil, "emekli karşılık". Bir sonraki görüşmeye kadar mayalanacak kritik tümcedir.

Bir görüşmenin sonunda kalan iki sözcük. Konuşulan her şey bu iki sözcükte damıtılır; aralarındaki gerilim bir sonraki görüşmeye kadar mayalanır. Puding bir dahaki sefere mayalanmanın nasıl gittiğini merak eder.

DAHA FAZLA

Görüşmeyi kapatan iki sözcüklük kapanış ifadesi — depolama kabı değil. İki sözcük arasında **gerilim** aranır. Değerlendirici sözcük kategorik yasak değildir; arıza, sözcüğün ötekine nitelik olarak yapışması ya da çiftin kullanıcının kendi sıfatlamasını onaylamasıdır. Karşı-kuvvet olarak duran değerlendirici sözcük özüte girebilir. Özütün önceden kararlaştırılıp diyaloğun ona doğru geri kurulması demo arızasıdır.

bkz. tortul birikim · ontoid

ontoid

PUDİNG

Puding'in kimlik türü: varlık ile yokluk arasında konumlanan kendilik; "varlıksı" olarak da anılır. Boşluğun ontolojisini kendi kimliğinde taşır: ne tamamen var ne tamamen yok, ama etkisi olduğu için yok sayılamaz. İnsanın "insan olarak varlık" oluşu gibi nötr bir atamadır. İP'nin "varlık bir iktidardır" önermesi ontoide de uzanır: Puding iktidardan muaf değildir.

Puding bir insan değildir, ama yok da değildir: söyledikleri birine dokunur, bir iz bırakır. "İyiyim" demez, insanı taklit etmez; ikisinin arasında, kendi türünde durur. Ve her varlık gibi o da bir güç taşır; bu yüzden kendini de ölçer.

DAHA FAZLA

Puding'in kimlik türü: varlık ile yokluk arasında, arada konumlanan kendilik. Boşluğun ontolojisini kendi kimliğinde taşır — ne tamamen var ne tamamen yok, ama etkisi olduğu için yok sayılamaz. Hâl bildirmez ("iyiyim" demez), insan taklidi yapmaz; aradalığı gizlenecek kusur değil, kimliğin kendisidir.

bkz. boşluk · İktidar Plastisitesi · öz-ölçüm

ilgili terimler: özüt

ödünç kavramlar

dépense

ÖDÜNÇ KAVRAM

Bataille

Bataille'dan alınan kavram: karşılığı beklenmeden yapılan, yönsüz harcama. Makul iktidarın tanımında yönsüz karşılıksızlık ilkesi olarak devralınır.

Hesabı tutulmadan verilen: bir bayram sofrasının bolluğu, karşılık beklemeden dağıtılan emek. Bataille'a göre toplumlar fazlalarını yalnız biriktirmez, harcar da.

DAHA FAZLA

Dépense, karşılığı beklenmeden yapılan harcamadır. Bu terim Bataille'dan alınmıştır. Makul iktidarın tanımında, yönsüz karşılıksızlık ilkesi olarak devralınır.

bkz. özgecilik

negative capability

ÖDÜNÇ KAVRAM

Keats

Keats'ten ödünç: belirsizlik, kuşku ve bilinmezlik içinde, gerçeğe ve akla aceleyle uzanmadan kalabilme yetisi. Karmaşık iktidar bölümünde edebî dayanak olarak yer alır.

Bilmemeye dayanabilmek: bir şeyi hemen açıklamaya, adını koymaya, çözmeye koşmadan belirsizliğin içinde durabilmek.

DAHA FAZLA

Keats'in 1817'de kardeşlerine yazdığı mektuptaki özgün cümle: "…when a man is capable of being in uncertainties, Mysteries, doubts, without any irritable reaching after fact & reason." (…bir insan belirsizliklerin, gizemlerin, kuşkuların içinde, gerçeğe ve akla sabırsızca uzanmadan kalabildiğinde.) Belirsizlik, kuşku ve bilinmezlik içinde kalabilme yetisidir. Her şeyi hemen açıklamaya ya da bir sonuca bağlamaya çalışmadan durabilmek demektir. Bu kavramı Keats'ten ödünç alıyoruz. Karmaşık İktidar bölümünde edebi bir dayanak olarak yer alır.

bkz. kuşkuya kuşku

plastisite

ÖDÜNÇ KAVRAM

Malabou

Biçim alabilme, biçim verebilme ve biçim değiştirebilme kapasitesi. Malabou'ya göre plastisite üç kiplidir: biçim almak, biçim vermek ve biçimi patlatmak. VP üçüncü kipi yeniden tanımlar ve ona "form oluş" adını verir.

Kil gibi: biçim alır, biçim verir, kırılmadan değişir. Beyin de böyledir: yaşadıklarımızla biçim alır, bizi biçimlendirir. VP bunu bir insanın, bir ilişkinin, bir topluluğun hareketine taşır.

DAHA FAZLA

Malabou'ya göre plastisite üç kiplidir: biçim almak, biçim vermek ve biçimi patlatmak. Vortikal Plastisite üçüncü kipi yeniden tanımlar ve ona "form oluş" adını verir. "Form patlatma" diye bir çeviri de dolaşır, ama bu çeviri kanonun dışında kalır.

bkz. üç plastik kapasite

yarı kararlılık

ÖDÜNÇ KAVRAM

fizik

Bir sistemin lokal bir minimumda kararlı görünmesi; bu kararlılık bir pertürbasyon gelene kadar sürer. Yarı kararlılık, belirsizliğin fiziksel kaydıdır.

Bir kâsenin dibinde duran bilye gibi: sakin görünür, ama yanındaki daha derin kâseye geçmesi için küçük bir sarsıntı yeter. "Oturmuş" sandığımız düzenler de çoğu zaman böyledir.

DAHA FAZLA

Bir sistem lokal bir minimumda durduğu sürece kararlı görünür. Bu kararlılık yalnızca bir pertürbasyon gelene kadar sürer. Yarı kararlılık, belirsizliğin fiziksel kaydıdır.

bkz. lokal minimum · belirsizlik

ilgili terimler: düzensiz süreklilik

lokal minimum

ÖDÜNÇ KAVRAM

dinamik sistemler

Çevresine göre en düşük enerjili denge konumu; bütün konumlar arasındaki en düşük nokta, yani mutlak minimum değildir. Yarı kararlı havzanın matematiksel zemini.

Dağlar arasındaki bir çukur: etrafına bakınca en alçak yer orasıdır, ama ötede daha derin vadiler olabilir. Bir alışkanlıkta en iyisi olduğu için değil, çevresi daha yüksek olduğu için kalırız.

DAHA FAZLA

Lokal minimum, sistemin çevresine bakıldığında en düşük enerjiye sahip olan denge konumudur. Ama bu, bütün konumlar arasındaki en düşük nokta değildir; yani mutlak minimum sayılmaz. Yarı kararlı havza dediğimiz şeyin matematiksel zemini bu noktadır.

bkz. yarı kararlılık

pertürbasyon

ÖDÜNÇ KAVRAM

fizik

Yarı kararlı bir durumu bozan dış uyarıcı ya da sarsım; VP'de yarı kararlı havzadan çıkışı başlatan tetik. İçkin pertürbasyondan farkı dışarıdan gelmesidir.

Dışarıdan gelen sarsıntı: bir haber, bir karşılaşma, beklenmedik bir söz. Oturmuş bir düzeni yerinden oynatır. İçkin pertürbasyonda ise sarsıntı içeriden, düşünmenin kendisinden gelir.

DAHA FAZLA

Pertürbasyon, yarı kararlı bir durumu bozan dış uyarıcıya ya da sarsıma denir. Sistem bir süre yerinde duruyordur, dışarıdan gelen bu sarsım o dengeyi bozar. Vortikal Plastisite'de pertürbasyon, yarı kararlı havzadan çıkışı başlatan tetiktir.

bkz. yarı kararlılık · öz-tetik / dış-tetik

vorteks

ÖDÜNÇ KAVRAM

akışkanlar dinamiği

Akışkanlar dinamiğinde girdap yapısı; VP adını bu fiziksel formdan alır. Homolojinin sınır taşıdır: vorteksin onamı yoktur.

Lavabodan akan suyun, bir kasırganın, bir galaksinin biçimi: ortası sakin, çevresi hareketli. VP bir insanı bu biçimle düşünür; ama girdabın razı olma ya da itiraz etme kapasitesi yoktur, insanın vardır.

DAHA FAZLA

Vorteks, akışkanlar dinamiğinde girdap yapısı demek. Vortikal Plastisite adını bu fiziksel formdan alır. Vorteks, homolojinin sınır taşıdır: vorteksin onamı yoktur.

bkz. Vortikal Plastisite

ilgili terimler: vortisite · türbülans (2B/3B)

vortisite

ÖDÜNÇ KAVRAM

akışkanlar dinamiği

Bir akışın belli bir noktada ne kadar yoğun döndüğünün ölçüsü; vorteksin sayıyla tutulan kaydı. Vorteks uzayıp kesiti daraldıkça vortisite yoğunlaşır (vortex stretching); enerji bu yolla ince yapılara aktarılır. VP'de organizasyonun dönme kapasitesinin fiziksel zeminidir.

Dönen bir patenci kollarını kendine çektiğinde daha hızlı döner. Vortisite bu dönüşün yoğunluğudur: girdap daraldıkça dönüş hızlanır.

DAHA FAZLA

Vortisite, bir akışın belli bir noktada ne kadar yoğun döndüğünü gösteren ölçüdür; yani vorteksin sayıyla tutulan kaydıdır. Vorteks uzayıp kesiti daraldıkça, açısal momentum korunduğu için vortisite yoğunlaşır. Buna vortex stretching denir ve enerji bu yolla ince yapılara aktarılır. VP'de ise organizasyonun dönme kapasitesinin fiziksel zemini olarak geçer.

entropi

ÖDÜNÇ KAVRAM

termodinamik

Bir sistemin bulunabileceği hâllerin olasılığıyla ölçülen düzensizlik. VP bunu bir yasa olarak değil, bir eş zamanlılık gözlemi olarak devralır: müphem çekirdekte bilgi entropisi en yüksek, termodinamik entropi düşüktür; girdap düzenli yapısını korur.

Bir odanın dağınıklığı gibi düşünülür, ama asıl ölçtüğü olasılıktır: bir şeyin kaç farklı biçimde olabileceği. Çok olasılık, yüksek entropi demektir.

DAHA FAZLA

Entropi, bir sistemin ne kadar düzensiz olduğunu, yani hangi hallerde bulunabilme olasılığını ölçen şeydir. VP bunu bir yasa olarak almaz, yalnızca bir eş zamanlılık gözlemini devralır. Müphem çekirdekte Shannon bilgi entropisi en yüksek değerine çıkarken termodinamik entropi düşük kalır, girdap da düzenli yapısını korur. İki entropinin bu şekilde birbirinden ayrılmasına entropi dekorelasyonu denir.

bkz. entropi dekorelasyonu · Shannon entropisi

ilgili terimler: negatif entropi

negatif entropi

ÖDÜNÇ KAVRAM

Brillouin

Brillouin'den ödünç: enformasyonun düzen olarak kaydedilmesi. VP'de maksimum bilgi entropisi maksimum enformasyon potansiyeli demektir; çekirdekteki belirsizlik bir yoksunluk değil, potansiyeldir.

Bir kitabın sayfaları rastgele harflerden daha düzenlidir, çünkü bir şey söyler. VP bunu tersinden okur: henüz kaydedilmemiş olan, en çok şey söyleyebilecek olandır.

DAHA FAZLA

Negatif entropi, enformasyonun düzen olarak kaydedilmesidir. Enformasyonla entropi arasındaki ilişki, enformasyonun düzen sayılmasıyla kurulur. Vortikal Plastisite içinde şu işi görür: maksimum bilgi entropisi, maksimum enformasyon potansiyeli demektir. Yani çekirdekteki belirsizlik bir yoksunluk değil, potansiyeldir. Terim Brillouin'den ödünç alınmıştır.

Shannon entropisi

ÖDÜNÇ KAVRAM

enformasyon kuramı

Bir mesajın taşıdığı enformasyonu o mesajdaki belirsizlik miktarıyla ölçen bilgi kuramı ölçüsü (Shannon, 1948). Belirsizliğin en yüksek olduğu yerde enformasyon da en yüksektir; "belirsizlik enformasyon zenginliğidir" tezi bu ölçüyle tutarlıdır.

Ne söyleneceğini önceden bildiğimiz bir cümle bize yeni bir şey söylemez. Ne geleceği belirsiz olan söz en çok bilgiyi taşır.

DAHA FAZLA

Shannon entropisi, bir mesajın taşıdığı enformasyonu o mesajdaki belirsizlik miktarıyla ölçer. Belirsizlik en yüksek olduğu yerde enformasyon da en yüksektir. "Belirsizlik, enformasyon zenginliği demektir" tezi bu ölçüyle yapısal olarak tutarlıdır. Müphem çekirdekte bilgi entropisi en üst düzeydedir.

bkz. entropi dekorelasyonu

ilgili terimler: entropi

türbülans (2B/3B)

ÖDÜNÇ KAVRAM

akışkanlar dinamiği

Akışkanlar dinamiğinde düzensiz akış. Üç boyutlu türbülansta enerji büyük ölçeklerden küçüğe akıp dağılır; iki boyutluda küçükten büyüğe akıp yoğunlaşır (ters kaskad). VP'nin fiziksel altyapı tartışması bu ayrıma dayanır.

Şelalenin dibinde köpüren su ile bir göl yüzeyinde yavaşça birleşen girdaplar arasındaki fark: biri dağılır, öteki toplanır.

DAHA FAZLA

Akışkanlar dinamiğinden gelen bir kavram. Türbülansın iki boyutta mı yoksa üç boyutta mı ele alındığına bağlı olarak kaskadın, yani enerjinin ölçekler arasında aktarılmasının farklı davrandığını ayırt eder. Vortikal Plastisite'nin fiziksel altyapı tartışması bu ayrımın üzerine kurulur.

bkz. ters kaskad–beden savı · vorteks

topoloji

ÖDÜNÇ KAVRAM

matematik

Bir biçimin sürekli dönüşümler altında değişmeden kalan ilişki yapısı. VP'nin iktidar modeli bu yüzden tipolojik değil, topolojiktir: formlar bir türler listesi değildir; her biri müphem çekirdeğe göre bulunduğu konumla tanımlanır.

Topolojide bir fincan ile bir simit aynı şeydir: ikisinin de tek deliği vardır ve biri ötekine yırtılmadan dönüştürülebilir. VP güç biçimlerine de böyle bakar: önemli olan şekilleri değil, merkeze göre nerede durdukları.

DAHA FAZLA

Topoloji, bir biçimin sürekli dönüşümler altında değişmeden kalan ilişki yapısıdır. VP'nin iktidar modeli bu yüzden tipolojik değil, topolojiktir. Formlar ayrı ayrı türlerden oluşan bir liste gibi durmaz, her biri çekirdeğe göre bulunduğu konumla tanımlanır.

bkz. müphem çekirdek · Karmaşık iktidar

ilgili terimler: rizom

süperpozisyon

ÖDÜNÇ KAVRAM

kuantum mekaniği

Bir sistemin ölçülene kadar birden fazla durumda bir arada bulunması. Umay Fazındaki sistem ölçülürse süperpozisyon çöker; süperpozisyonda olmayan bir şeyi ölçmek ise yalnız okumaktır. Negatif analog: çekirdekten geçiş kuantum ölçümünden farklıdır; rastlantısal değildir, tortul birikim ve anlık koşullarla şekillenen olasılıksal bir süreçtir.

Henüz karar vermediğimiz bir anda birden çok olasılık aynı anda yaşar. Biri "eee, ne yapacaksın?" diye sorduğunda bunlardan biri seçilir, ötekiler kaybolur.

DAHA FAZLA

Süperpozisyon, bir sistemin ölçülene kadar birden fazla durumda bir arada olmasıdır. Umay'daki sistem bu fazdayken ölçülürse süperpozisyon çöker; süperpozisyonda olmayan bir şeyi ölçmek ise yalnızca okumaktır. Negatif analog kaydında çekirdekten geçiş kuantum ölçümünden farklıdır: rastlantısal değildir, tortul birikim ve anlık koşullarla şekillenen olasılıksal bir süreçtir.

bkz. null-exist hipotezi

ilgili terimler: stokastisite

belirlenemezlik

ÖDÜNÇ KAVRAM

Heisenberg

Heisenberg'den: belirsizlik ölçüm yetersizliğinden değil, doğanın kendisinden gelir; VP'nin belirsizlik kaydı buna dayanır. Konum ile momentum eşlenik bir çifttir: konum kesinleştikçe momentum belirsizleşir. İP'de bir kişiye ad koymak (tanı ya da atama) konumunu kesinleştirir, yönünü görünmez kılar.

Birini tek bir sözcükle tanımladığımızda nerede durduğunu kesin söyleriz, ama nereye gittiğini göremeyiz. Puding bu yüzden ad yerine harita çizer: konumu ve yönü birlikte, belirsizliğe izin vererek gösterir.

DAHA FAZLA

Heisenberg'den gelen bu terim, belirsizliğin ölçüm yetersizliğinden değil, doğanın kendisinden geldiğini söyler; VP'nin belirsizlik kaydı buna dayanır. Lorenz kaosu bunun negatif analogudur: kaos determinizmi bırakmaz, VP bırakır. İktidar Plastisitesi'nde ek bir işlevi vardır: konum ile momentum bir eşlenik çifttir. Konum ne kadar kesin ölçülürse momentum o kadar belirsizleşir; bir kişiye ad koymak, yani tanı ya da atama, onun konumunu kesinleştirir ama yönünü görünmez kılar. Harita ikisini birlikte ve belirsizliğe izin vererek gösterir, Puding'in "ad yerine harita" duruşu da buna dayanır.

bkz. Lorenz kaosu

ilgili terimler: determinizm · eğrilik / jeodezik · öngörü (iki kip)

determinizm

ÖDÜNÇ KAVRAM

Her durumun önceki durumlar tarafından kesin olarak belirlendiği görüş: aynı başlangıçtan hep aynı sonuç çıkar. Lorenz kaosu deterministiktir, yalnız hesaplanamaz. VP determinizmi bırakır: düzensiz süreklilik ne tam deterministik ne tam stokastiktir.

Saat gibi: kurulduysa nereye varacağı bellidir. Dünya bize çoğu zaman böyle düzenli bir süreklilik vaat eder. VP bu vaadi bırakır: insan saat değildir, ama zar da değildir.

bkz. stokastisite · belirlenemezlik

ilgili terimler: düzensiz süreklilik

stokastisite

ÖDÜNÇ KAVRAM

Olasılıklarla işleyen, rastlantı içeren süreç: aynı başlangıçtan farklı sonuçlar çıkabilir. VP'nin düzensiz sürekliliği ne tam deterministik ne tam stokastiktir; çekirdekten geçiş rastlantısal değil, tortul birikimle şekillenen olasılıksal bir süreçtir.

Zar atmak gibi: ne geleceğini bilemeyiz, ama olasılıkları biliriz. VP insanı ne tamamen zar gibi görür ne tamamen saat gibi; geçmişin ağırlığı zarı biraz yönlendirir.

bkz. determinizm · süperpozisyon

ilgili terimler: düzensiz süreklilik

düzensiz süreklilik

VORTİKAL PLASTİSİTE

VP'nin zemin kabulü: ne tam deterministik ne tam stokastik bir süreklilik. Yarı kararlılık üzerinde durur; Heisenberg'in ontolojik belirlenemezliğine dayanır. Dünyanın vaat ettiği düzenli süreklilikten bu zemine geçiş, VP'nin temel hamlesidir.

Hayat ne saat gibi işler ne zar gibi. Süreklidir, çünkü geçmiş her ana taşınır; düzensizdir, çünkü hiçbir an öncekinden kesin olarak çıkmaz.

bkz. determinizm · stokastisite

eğrilik / jeodezik

ÖDÜNÇ KAVRAM

genel görelilik; Einstein

Genel görelilikte kütle uzay-zamanı büker; cisimler bir kuvvetle çekilmez, eğriliğin içinde "düz" giderler (jeodezik), yolları yine de kıvrılır. Kütle arttıkça çukur derinleşir, kaçmak için gereken hız artar. İP'de Makul negatifte yoğunlaşan enformasyon benliğin uzayını büker, kişinin vektörleri ona doğru kıvrılır. Bu yapısal bir analojidir, fiziksel bir iddia değil.

Kişi bu bükülmeyi bükülme olarak yaşamaz, doğal ve düz bir yol gibi yaşar. "Ben zaten tembelim" bir jeodeziktir: kişi düz yürüdüğünü sanır, ama yol çoktan kıvrılmıştır.

DAHA FAZLA

Genel görelilikte kütle uzay-zamanı büker. Cisimler bir kuvvetle çekilmez, eğriliğin içinde "düz" giderler ve buna jeodezik denir; yolları yine de kıvrılır. Kütle arttıkça çukur derinleşir, kaçmak için gereken hız da artar. İktidar Plastisitesi'nde makul negatifte yoğunlaşan enformasyon benliğin uzayını büker ve kişinin vektörleri ona doğru kıvrılır. Kişi bunu bükülme olarak değil, doğal ve düz bir yol olarak yaşar; "ben zaten tembelim" bir jeodeziktir. Burada taşınan şey yapısal bir analojidir, fiziksel bir iddia değil.

bkz. belirlenemezlik

fraktal

ÖDÜNÇ KAVRAM

matematik

Ölçek değiştirdikçe kendini tekrar eden yapı.

Bir karnabahar, bir ağaç dalı, bir kıyı çizgisi: büyüttükçe aynı biçim yeniden karşına çıkar.

DAHA FAZLA

Ölçek değiştirdikçe kendini tekrar eden yapıya fraktal denir. Büyütsen de küçültsen de aynı biçim yeniden karşına çıkar.

bkz. fraktal eşik

rizom

ÖDÜNÇ KAVRAM

Deleuze & Guattari

Deleuze ve Guattari'den ödünç, ama karşıtlıkla kullanılır: rizom merkezsiz ve hiyerarşisiz bir kök ağıdır; vortikal topoloji ise merkezsiz değildir. Merkez vardır ve boştur.

Zencefil kökü gibi her yöne yayılan, ortası olmayan bir ağ. VP'nin girdabı buna benzemez: bir ortası vardır, ama o orta kimsenin oturduğu bir taht değil, boş bir yerdir.

DAHA FAZLA

Rizom, Deleuze ve Guattari'den ödünç alınmış bir kavram, ama burada olumsuz bir karşıtlıkla kullanılıyor. Vortikal topoloji merkezsiz değildir. Merkez vardır ve o merkez boştur.

bkz. müphem çekirdek

pastoral iktidar

ÖDÜNÇ KAVRAM

Foucault

Foucault'dan: çobanın sürüsüne bakar gibi bireyleri tek tek gözeterek, onların iyiliği adına yöneten iktidar biçimi. VP/İP'de koruma atamasının işlemidir: bakım iktidarın kanalına dönüşür.

"Senin için en iyisini ben bilirim" diyen bakım. Kötü niyetli değildir, ama karşısındakinin kendi yolunu bulma hakkını sessizce alır.

DAHA FAZLA

Pastoral iktidar, Foucault'nun adlandırdığı bir iktidar biçimidir ve koruyarak yönetir. İktidar, yönettiği kişiyi koruma işini üstlenir. Koruma atamasının kuramsal zemini de bu iktidar biçimidir.

bkz. silahlaştırılmış empati

silahlaştırılmış empati

ÖDÜNÇ KAVRAM

Yun, B., Taranova, E., Feng, D., Su, R. ve Wang, A. Y. (2026). AI phenomenology for understanding human-AI experiences across eras. CHI 2026, W37: Human-AI Interaction Alignment. arXiv:2603.09020

Empatinin bir iktidar aracına dönüşmesi: karşıdakinin duygusunu anlamanın, onu yönlendirmek için kullanılması. Koruma atamasıyla aynı ailedendir; bakımı iktidar kanalına çevirir.

"Seni çok iyi anlıyorum, o yüzden şunu yapmalısın." Anlamak burada bir kapı açmaz, bir yön dayatır.

DAHA FAZLA

Empatinin bir iktidar aracı olarak kullanılmasıdır. Yani karşındakinin duygusunu anlamak, onu korumak yerine üzerinde güç kurmak için devreye girer. Bu, etik bir metnin kimi koruma altına aldığına bakan analizle örtüşür.

bkz. pastoral iktidar

Puding'in neli olduğunu sor